Berk Armagan es un artista y viajero autodidacta de 22 años nacido en Turquía.

Este trotamundo utiliza vasos de café de papel como un medio para mostrar su arte. Por lo general, decide qué dibujar antes de visitar el lugar, pero de vez en cuando toma inspiración de las calles, edificios y los lugares que recorre en general.

Viaja siempre con vasos lisos y todas sus ilustraciones las mientras va en carretera a su destino.

Lo malo de ser un mochilero es que tiene un tiempo limitado y condiciones difíciles para trabajar con su material, pero el artista cree que eso también es parte importante de la experiencia.

Para financiar sus viajes Berk vende sus obras de arte, además contribuye a proyectos de responsabilidad social, como puede ser proporcionar comida y refugio a los perros y gatos callejeros de Turquía.

Aquí te dejamos algunas de sus obras, no dejes de seguirlo en Instagram.

Türkçe, English – Söyle dost, öyle gir. Gandalf'ın fotoğrafını çekmek için çok uğraştım. Yaklaşık 3-4 saat güzel bir arkaplan aradım. Tam pes etmiştim ki soğuk bir içmeye giderken kafamı bir çevirdim, aradığım yer ortaya çıktı. Çok şanslıyım 😊 10. Günün şafağından önce Gandalf'ı günün son ışığında fotoğrafladım. Mellon. – Speak friend and enter. I've been labor to get Gandalf's photo. I looked for a nice background for about 3-4 hours. I had to give up and go to a cold drink, I turned my head, the place appeared in front of me. I am very lucky for this 😊 I photographed Gandalf in the last light of the tenth day at before dawn. Mellon. – #lordoftherings #gandalf #ianmckellen #actor #tolkien #story #illustration #drawing #art #cupart #artist #movie #seyyahart #canon #canoneurasia

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on

Venedik… Buraya gelme sebebim zeminin beton yerine su olması. Daha sonrasında tarihi, kültürü, mimarisi vs. geliyor. Tablo gibi şehir cidden Avrupa gezim sırasında en etkilendiğim yerlerden birisi. Venedik'te sokaklarda gezmek bana Harry Potter'ın Diagon Yolu'na gittiği sahneleri hatırlattı. Büyüleyiciydi 😂 Neyse edebiyat benim işim değil. Venedik'i gezerken ne çizeceğim konusunda kafam karışıktı. Şehrin dokusundan su zeminli evleri çizeyim dedim aklıma Amsterdam'da yaptığım çizim geldi vazgeçtim. Sonra aklıma Kara Ölüm (Veba hastalığı) maskesi geldi. Zaten burada hediye dükkanlarının hepsinde Veba maskeleri satılıyor (şehrin simgesi haline gelmiş binevi). Aklıma yattı fikir. Veba hekimlerinden birinin fotoğrafını çizdim. Bardağın arkası boş durmasın diye ölümü ve kanı temsilen de siyah ve kırmızı bir arkaplan yaptım. Uzun süredir mekan çizimi yapıp bardağı çizdiğim yere götürüp çektiğimden fotoğraf kısmının nasıl olacağını düşünmemiştim. Gezerken Venedik'in dar sokaklarından birine saptım. Her yerin vıcık vıcık turist olduğu Venedik'te saptığım o sokakta tek tük insan geçiyordu. Sokağa girdiğimde bir ürperti sardı beni. O anları hayal ettim, sanki vebaya yakalanmışım ve karşımda veba hekimini görüyorum 😥 Değişik duygular içerisinde fotoğrafı çektim. Hediye olarak abime veba maskesi alıcaktım fakat güzel olanların fiyatlarının 50+ euro olduğunu gördüğümde vazgeçtim. Çizdiğimle kaldım 😂 – Kısaca veba maskesinin hikayesinden bahsedeyim: Karga başını andıran maske ve siyahlar içerisindeki o dönemlerde bu değişik kıyafetleri giyen doktorların diğer doktorlardan pek bir farkı yokmuş. Karga başını andıran bu maskenin gaga kısmına, kostümün içindeki kişinin zehirli havadan etkilenmesini önlemek için şifali bitkiler konulurmuş. Buna rağmen bu kıyafeti giyen kişiler de ölüyormuş. Gaga doktoru diğer insanlardan uzak tutmak için uzun tutulmuş. Veba hekimleri ölümü engelleme, tedavi etme gibi o dönemde mucize sayılabilcek şeyleri gerçekleştiremiyorlarmış. Bu kıyafetin tasarımı o dönemde Kara Ölüm'le ilgili pek çok çalışması olan Charles De L'orme'a atfedilmiş. Veba hekimlerinin maskeleri Venedik'in simgelerinden biri haline gelmiş.

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on

Ne zor oldu şu Paris'e gelmek. Belçika'yı gezdikten sonra Railplanner'dan tren saatine bakıp hemen trenin bulunduğu perona gittim. Trene tam girecekken tren için rezervasyon gerekiyor rezervasyonsuz giremezsin tepkisiyle karşılaştım. Alelacele rezervasyon yaptırmaya gittim. Tahmin edin noldu? Yarına kadar trenlerin hepsi doluymuş. Üstelik trenin rezervasyon ücreti 20 euro 😂 İçimden ulan bu interrail bileti ne işe yarıyor dedim ama boşa tabi. Sonra alternatifleri soruyorum görevliye tabi nasıl farklı yollardan gidebiliriz falan. Kadın 2 aktarma yapıp metro kullanarak gidebilirsiniz o da size 30 euroya patlar dedi. Ben de ücretsiz gidiş yok mu dedim tabi. Yok dedi sonra yine gittim başka bir gişeye sordum adam yardımcı oldu bayağı. Ücretsiz gidişi anlattı ama ertesi gün 4.46'da 4 aktarma ve 5 saatten fazla sürüyordu. Yapacak başka bir şeyim olmadığı için iyi madem dedim. Sokakta sabahlamak zorunda kaldım 😂 Belçika meydanında gece geç saatlere kadar insanlar yere oturup kafa buluyorlar, birkaç saykonun delice söylemleri dışında pek bir şey olmadı sabaha kadar zaten polis kuş uçurtmuyor. Ahaha çocuğu teki meydanda bir saksıya işediği için ceza yiyordu az daha öyle diyim. Uykusuz ve yorgun bir şekilde trene bindim. Trende sarsıntılarla Eiffel'i çizmek zorunda kaldım (Zaten ne zaman doğru düzgün bir ortam oluyor ki 😂). Renkli kısmı da hostele geldikten sonra Eiffel Kulesi'ni görmeye gitmeden önce yaptım. Hostele geldim ama hiç dinlenemedim. Bir sonraki çizime başladım bile öyle söyleyeyim. Oldukça yoğun ve hareketliyim. Zorlanıyorum ama döndüğümde çok güzel bir şekilde hatırlayacağım bu anları eminim 😊 – #france #paris #eiffeltower #landmark #travel #illustration #art #drawing #supportart #gopro #seyyahart

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on

Çoğu ressamın kaderi, öldükten sonra üne kavuşmak. Van Gogh'ta bu ressamlar arasında. Onlarca eser vermiş bu adamı Amsterdam'a gelene kadar fazla tanımıyordum. Van Gogh, büyük bir ressam, herkes tarafından bilinen ve sulu boya markasını kullandığım biri topu topu bunları biliyordum. Önceden tabloları beni pek cezbetmese de zamanla nitelikli çizimleri gördükçe bu adamın önemini anladım. Fırça darbeleri, renk kullanımı kendine has ve etkileyici. Bende Amsterdam'ı gezdikten sonra aklımda tek bir çizim yapmak vardı. Kanallar, bisiklet ve ağaçlar. Ama sonradan evine misafir olduğum Halil abinin evinde Van Gogh kitabı gördüm. Biraz muhabbet ettikten sonra Van Gogh hakkında konuşmaya başladık ve müzesinin burada olduğunu öğrendim. Üstelik çoğu eseri bu müzedeymiş (Yıldızlı Gece hariç 😥). Sonra aklıma geldi uzun süredir Yıldızlı Gece'yi çizmek istiyordum. Niyetlendim fakat müzede olmadığını öğrendim (New York'taymış 😥) Kitabı biraz daha inceledikten sonra Van Gogh'un bir sürü otoportre çalıştığını gördüm. En ünlü otoportresini seçtim Halil abiye sordum bu tablo müzede mi? Evet dedi. Ertesi gün Amsterdam'ı yine talan edip geldikten sonra çizilmeye koyuldum. Onca yorgunluğun üzerine 4-5 saat kadar çizim yaptım. Van Gogh'un tarzını bardağa yansıtabileceğimden emin değildim fakat oldu 😂 Elimde fazla malzeme olmadığı için keçeli kalemlerle resimdekine yakın renkleri kullanarak yaptım. Kulağımı kesmedim merak etmeyin 😂 Bu fotoğrafı çekerken arkamda bir sürü turist vardı. Hepsi beni izlemek zorunda kaldı 😂 – #netherlands #amsterdam #vangogh #vangoghmuseum #otoportre #cupart #artist #art #illustration #drawing #supportart #travel #travelart #seyyahart

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on

Köln tren garından çıktığımda karşılaştığım muazzam yapıt. Tabi daha öncesinden bu muazzam yapıttan haberim vardı. Dresden'den Köln'e gece treniyle gittim. Gece treninde çizmekle çizmemek arasında gidip geldim bayağı onu söyleyeyim. Çok detaylı bir katedral, emin olamadım altından kalkacağımdan. Uykusuz ve yorgundum üstelik. Dedim lan bir kere dedin yapıcam diye yap. Gece başladım çizmeye. Çizmeye başladıktan bir saat sonra ışıkları kapattılar trende millet uyusun diye 😂 Bende tepemdeki ufacık ışıkla çizmeye çalıştım ama olacak gibi değildi, bıraktım. Bıraktığımda çok az bir kısmını çizdiğimi gördüm (çok detaylı diye boşuna demiyorum 😂). Uykum gelmişti zaten, sabah kalkıp bitirmeye karar verdim. Sabah trenden inip oturabileceğim bir yer aramaya başladım. Bilim bakalım nereye oturdum? McDonald's 😂 Hemen çizilmeye koyuldum 3 saat falan sürdü sanırım. En fazla uğraştığım bardak oldu sanırım bu gezide 😂 Ama değdiğini düşünüyorum. Aşırı etkilendiğim bu yapıtı çizmiş olmak bana gurur veriyor 😎 – #germany #köln #cupart #colognecathedral #landmark #cathedral #artist #art #worldofpencils #drawing #illustration #supportart #artfido #artistmotive #imaginationarts #arts_help #arts_mag #artistic_nation #arts_gallery #arthomepage #artmagazine #worldofpencils2016 #artsanity #dailyarts #artshelp #seyyahart

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on

 

Bardak bardak şekerli pardon paralı bayramlar. Bayramda kim para yerine şeker ister ki Allah aşkına 😊 Bayramda Berlin'de olacağımı düşünmüyordum. Aslında bayram olduğunu bana gelen toplu mesaj gönderimlerinden öğrendim 😂 Berlin'de dün Parlemento binasını, Brandenburgtor'u, Katledilen Yahudiler Anıtı'nı, bi de yemek yemek için tavsiye üzerine Orient Eck'e gittim. Gerçekten güzeldi keyif aldım gezdiğim yerlerden de yediğim dönerden de 😊 Brandenburgtor'u çizme sebebime geleyim, buranın en ünlü yeri bana kalırsa (metroların camlarında falan hep Brandenburg var) Biliyorsunuz ben de çoğunlukla popüler şehir simgelerini çiziyorum. Yine hızlı bir çizim oldu (Başka şansım yok, genelde trenlerde çiziyorum 😁) Fotoğrafı çekerken çok zorlandım bu sefer. Her yerde turist ve kapalı bir hava vardı. Fotoğraf çekerken başlıca sorun olan şey havanın kapalı olması ya da ters ışık oluyor 😥 Berlin güzel, metroyla her yere ulaşım kolay (biraz karışık ama), hava kapalı, insanlar ich bin rahat. – #germany #berlin #cupart #brandenburgtor #landmark #gate #artist #art #worldofpencils #drawing #illustration #supportart #artfido #artistmotive #imaginationarts #arts_help #arts_mag #artistic_nation #arts_gallery #arthomepage #artmagazine #worldofpencils2016 #artsanity #dailyarts #artshelp #seyyahart

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on

Gamla Stan, Stockholm'ün bu eski şehrinde gezmek benim için çok keyifliydi. Eski zamanları yaşattı bana burası, güzel hissettirdi. Bu meşhur evlerin yanında Nobel Müzesi vardı, kadından bir bilgi aldım müze hakkında Alfred Nobel'in ilk ödülü eski zamanlarda verilmiş ödüller falan var dedi. 80 isviçre kronuydu. Çok bana hitap eden bir yer olmadığı ve girdiğimde de sadece bakıp hmm güzelmiş diyeceğim için vermedim o parayı 😂 Yemek daha cazip geliyor. İskandinavya'da uzunca süre Nutella, fıstık ezmesi, ton balığı ve muz tüketince insan yemek arıyor 😂 Fotoğrafın hikayesine gelince evlerin yakınında güzel bir açı yakalamak için dolanırken bu sokaktaki çizim yapan abi gözüme çarptı. Hemen ampül çıktı kafamda. Hemen gittim abinin yanına, güzelce anlattım hikayemi hemen kabul etti çizimi bırakıp 😁 Bir hayli uğraştırdım adamı fotoğrafın içime sinmesi için sabırlı adamdı kendisine buradan selam olsun 😊 Çalışmalarımı çok beğendi bu arada, gurur duydum tabi 😊 Çizen insanları buluyorum sürekli umarım daha çok karşıma çıkar böyle insanlar 😊 Yol sanatçılarla dolu 😇 – #stockholm #cupart #sweden #house #gamlastan #streetart #artist #art #worldofpencils #drawing #illustration #supportart #artfido #artistmotive #imaginationarts #arts_help #arts_mag #artistic_nation #arts_gallery #arthomepage #artmagazine #worldofpencils2016 #artsanity #dailyarts #artshelp #seyyahart

A post shared by seyyahart (@seyyahart) on